Türklerin izinde Altaylar

Türklerin tarih sahnesine, yaklaşık 2500 yıl önce, ilk kez çıktığı Altaylar, 20 bin nehir ve 7 bin gölle benzersiz bir coğrafya. Bu topraklarda hâlâ ağacı, çiçeği, nehirleri kutsal kabul eden ve doğanın korumacılığına inanan bir halk yaşıyor. FEST Travel, 23-31 Temmuz 2016 tarihleri arasındaki ALTAYLAR programıyla gezginleri Türklerin uçsuz bucaksız bir coğrafyadaki uzun geçmişinde yolculuğa çıkaran tek acente olma unvanını koruyor.

Kutsal mezar anlamına gelen kurganlar, ger denen büyük keçe çadırlar, boyları 10 metreyi aşan dev mezar taşları menhirler, ölümsüzlüğü ve dönüşümü vurgulayan bengi taşlar, öleni anmak için mezarının etrafına dikilen balballar, kutsallığına inanılan totemongunlar… Tarih kitaplarından aşina olduğumuz tüm bu sözcükler tek bir yere işaret ediyor: Türklerin ana yurdu Altaylara!

Orta Asya’daki Gobi Çölü’nden Batı Sibirya Ovası’na uzanan, birbirinden hayli farklı bitki örtüsüne sahip dört bölgeye ayrılan, Obi gibi büyük ırmakları sularını uçsuz bucaksız Orta Asya iç havzasına boşaltan öteki ırmaklardan ayıran, zirveleri zaman zaman 4000 metreye ulaşan, koruma altındaki bu bölge, doğuda efsanelere konu olan Altın Göl (Teletskoye) Gölü’yle sınırlanıyor.

Bu uçsuz bucaksız topraklarda yaşamın, ailenin, kültürün, dinin, kısacası her şeyin merkezinde tabiat yer alıyor. Eski Türklere göre bütün tabiat, bugün ancak ‘ruh’ diye ifade edebildiğimiz gizli güçlerle dolu. Dağlar, tepeler, ağaçlar ve kayalar, içlerindeki gizli güçler sayesinde hisseden, işiten, iyilik veya kötülük yapabilen varlıklar. Bundan dolayıdır ki, eski Türkler bu varlıkların bizzat kendilerine değil, bu gizli güçlere korku, minnettarlık ve saygı duymuşlar. Bu bakir doğada Şamanist ve animist gelenekler ile Asya bozkırlarından doğan ata kültü ve Gök Tanrı kültürü etkisini korumaya devam ediyor.

Orta Asya’dan Akdeniz’e Türk ve İslam coğrafyasını tanımanın en iyi yolu, Altayları görmekten geçiyor: FEST Travel’ın 23-31 Temmuz 2016 tarihleri arasında gerçekleştireceği ALTAYLAR programı, Orta Asya ve Sibirya’nın en ulaşılmaz noktalarına unutulmaz bir yolculuk olacak. Peki doğanın tüm cömertliği ile inançların ve kültürlerin harmanlandığı bu yolculukta sizi neler bekliyor?

Altay Dağları’nın kapısı Biysk, dünyeviliğin ruhaniliğe yükseldiği Katun Nehri, enerji yaydığına inanılan Şaman Mağarası, özgür atların koşturduğu yeşil vadi Çulişman, 2300 yıl öncesinin İskit mirasını yansıtan Pazırık kurganları, 8000 yıllık resim ustalığı Kalbak-Taş kaya resimleri, Türklerin yeni keşifler peşinde bir ucundan dünya sahnesine çıktığı Karakol Vadisi, 2500 yıllık gizemli mumya ‘Altay Prensesi’ ve çok daha fazlası… Alpleri kıskandıracak manzaralar, keyifli şelale ve göl gezileri, Rus hamamı ‘banya’, gırtlak müziği dinletisi ‘homey’ ve enfes yerel lezzetler de cabası…

Gezinin en önemli duraklarından biri olan Karakol Vadisi’ndeki parkın girişinde şöyle yazıyor: “Dünyanın göbek bağı olan Altaylarda geçmiş nesillerin yaptığı yanlışları düzeltmeyi amaçlıyoruz. Bu gerçekleşince insanlar öldürmeyi, nefreti bırakacaklar, birbirlerini ve doğayı anlamaya başlayacaklar.”